Yaşım yirmi bir, senin takvimini gördükçe kırk ikimden gün alıyorum.
Kırk bıçak darbesiyle yere yığılıyor nefesim.
Kırk ekimdir ağıyorum doğuda.
En ırak manzaraların sana kırk bir kere nazarı değiyor.
İftar vakti sokaklarında jurnallerini gözlüyorum.
Bir hafiye başını uzatıyor -harbi çıkıyor-
kesemi yere akan nefesimle dolduruyorum,
en ucuz harbi çıkarmanın emrini alıyorum saraydan.
Bütün ilk mekteplerden okuma yazma dersini kaldırıyorum,
bir çocuk hastanesine kayıtlarını aldırıyorum çocukların,
birer gramlık altınları takıştırıp velilerle olan hesabımı kapatıyorum.

Sana diyorum beni vur, beni kır.
Ölümden ölenlerin yüzümü okuduğu bu yerde,
beni ana dilimden de gizle bir yandan.
Yüz çizgilerimi sil, sakla, kaldır eski bir gardırobun üzerine atıver.
Daha içli bir isimle seslen bana.
“Çok uyumaktan” bahanesi yakıştır göz altlarıma.
Beni çek çıkar, gündüz vakti hiçbir yanağın kızarmadığı bu ihanetten.
Sen de ey Allah’ım beni koru! Ama bir yolu var; olmalı, olmazsa olmaz.
Kaçmaya çalışmayacağım ülkenden.
Kadim metinlerine tozun konmadığı raflar bulacağım.
Dünyanın kaçmaya çalıştığı sokaklar armağan edeceğim, etmeli sana.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın