Akşam oyunlarında beni de sakla çocuk!
Baş üstündeki toprak, yurdundan olan yaprak;
bana edebiyat yap yerim burası mıydı?
Bir kuşatmanın ortasındayım, ihmal etmiyorum yine de uyku haplarımı.
Bin fersah öteden üzerime yağan sanal mermileri,
Alman firmasından satın aldığım eczalarla birlikte yutarken bir yandan,
kireç taşından inşa ettiğim şadırvanımda -ufaktan eğitimde öğrendim bunu-
aynı taşla büyüttüğüm putlarıma abdest almayı öğretiyorum.

Kalkmak bilmiyor bu bendeki lakayıt ve kalabalık akşam oturmaları.
Bir asude oda bırakabilmek için kızıma, evimi taşrada bir yatıra devrediyorum.
Ve biriktirdiğim bütün kayıtları bırakıyorum orada.
Kızma bana, sen “lanet olsun” dediğinde koptu bu lanet,
başka türlü bir ömür nasıl yanaşırdı ölüme?
Kallavi bir alkışı zor patlatıyorum yüzüme.
Bak ellerim çarpmıyor artık birbirine,
gösteri salonundaki yerim burası mıydı?