Kanımıza ekmek doğrayanlara nasıl bir merhamet borcumuz olduğunu sarih bir şekilde idrak edebilmemiz için önce merhametin uğultusundan idrakimizi korumamız gerek. Merhametin uğultusu yani insaf muvazenesinde saf bir merhamet güdebilmek için mecburiyetten ve acımaktan arındırılmış bir merhametten bahsetmekle muhasebeye başlayabiliriz.

Arındırılmış bir merhamet dediğimizde bunu güç ile ilişkilendirmeden bir düzleme oturtmamız sağlıklı olmayacak. Kuşların beklediği merhameti kuşlarla, zalimlerin beklediği merhameti zalimlerle ele almamız lazım gelir. İyiyle kötü arasında iyilikle kötülük arasında tercih edilmekte güçlük çekileni tercih etmeye cesaret gösteren irade şüphesiz bu manada arındırılmış merhamete erişmeye muktedirdir. Şöyle ki, tarlamız sürülürken ve köprü geçilirken biz işlerimizin yolunda olmaklığını öncelemişsek günün gelmesi ve devranın dönmesi bizi saf merhameti gösterme cüretindekilerden biri yapmaz.

Atları haksızca gasp edilen Kohlhaas Wittenberg’i dört bir yanından ateşe verirken bu cüreti göstermesi hasebiyle öneme haizdir. Yahut şairin buğday saplarına saygısının kalmaması da tarlasını sürdürmemek ve köprüyü bildiği gibi geçmek adına mecburiyetten uzak bir vazgeçmişlikle saf bir merhamettir.

Merhameti kuru bir acıma hissinden keskin bir şekilde ayırma ve adalet tecellisi için bir araç olarak görme fikriyle biz merhameti onaran ve yıkıcı olarak iki şekilde tasnif edebiliriz.

İnsaf muvazenesi bize onarmanın ve yıkmanın mutedil dairesini belirlemekte yol göstericidir. Yıkımın ardından gelen inşa ve onarmanın mümkünatı, biz bu eylemlerin faili olduğumuz müddetçe merhametimize halel getirmez. Fakat biz hangi noktada onarma ve yıkımın akıbeti karşısında edilgen kalırsak merhamet etme gücünde olanlardan değil acıma bekleyenlerden oluruz. Tercih etme iradesini elimizde tutabildiğimiz müddetçe merhamet karşısında bir sahiplik iddiasında bulunabiliriz.

Zıt eylemler kesinlik ölçüsüyle tartılıp merhametli yahut merhametsiz diye ayrılamaz. Aldığımız niyetler, kurduğumuz planlar, eylemin mücbir sebepleri ve eylem gerçekleşmeden o eylemin gerçekleşmesinin öncesinde hads, zan, şüphe, sezgi ve düşüncenin merhalelerindeki asıl gayemiz merhametli yahut merhametsiz olduğumuzu eylemle birlikte ortaya koyar. Bu aşamalar gerçekleşirkenki saf bağ bizi merhametli yaparken bu bağa gelebilecek şerh veya haleller bizi merhametle kuracağımız saf bağdan ayrı düşürür. Bu yüzdendir ki öldürmek salt bir şekilde merhametsiz değilken yaşatmak da salt anlamıyla merhametli değildir.

Eyleme yani harekete geçildiğinde ise evvelinden gelen saf bağın sürdürülmesi amacın, gayenin dışına çıkılmaması, merhametin uğultularından ve bulanıklığından uzak tutulması bizim merhametle olan ilişkimizi şekillendirir. Çeliğe verilen suyun saflığı kadar çeliğin mahiyetinin de mühim olduğu gibi gayenin de hareketin de saflığı aynı ölçüde mühimdir. Biri çeliği sertleştirirken diğeri iradeyi sağlamlaştırır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın