kendimi bildim bileli kendimi bilmiyorum fürûzan.
vadilerde, ovalarda, dağlarda yitik birer izbeyim.
meçhul bir yaşanmışlığın artıkları fürûzan, hayat denen zorbanın zoraki dayatmasıyla giydirilmiş beden adı altındaki et parçasına.
üstüne oturmayışından mütevellit midir bilinmez ağızda bıraktığı mayhoş tadı bir türlü yüz güldürmedi bugüne değin.
neye yaramış, nereye varmış desen içi boş soruların ardı arkası kesilmez daha boş cevaplarla karşılandığı münakaşalarda bulursun kendini.
yaşamaktan canı sıkılmakla, yaşamın bir can sıkıntısı olması arasında dağlar kadar fark var.
birinde büyüleyici girdapları izlemek ister gönül, birinde o girdaplara girmeyi.
bulutlara bakmakla, bulutlara yürümek aynı şey değil fürûzan.
umarsızca yürüdüğüm tarlalarda yolduğum buğday başakları günün birinde aç kalmamı sağlasaydı layığımdır derdim,
karlı dağları arşınlayıp susuz kalmayı ummazdı gönül.
yaşamak fürûzan,
yaşayabilmek olmalıydı bazen.
yaşamak zorunda olmak,
yaşamaya çalışmak,
yaşayamamak.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın