Aynada beyazlar yürüyor gencecik sakallarıma!
Her yer hüzün, hem baharın hem de güzün;
gözün aydın iki gözüm nur topu gibi bir ihtiyarlığı doğuracak karnı burnunda masallar.
Sadece unutmayı hatırlayınca bunamıyor insan, bulduğunu da bunuyor…
Kimsesiz bir gülün yapraklarını okşadım, su verdim susamış bir göle.
Fotoğrafını çektim karakalem bir portrenin.
Döve döve nakşettim bakır rengi akşamlara 6 yaş çocuğun merhametini,
her cani geçmişte çocuktu haddizatında.
yeni doğan her bebek kendi ölümüne ağlar aslında,
doğmadan ölen gözü yaşlı bebeklerimize ağladım ben de!
İki gözüm oydu, gözlerimi oydu ve heveslerim boğazımda intihara hevesliydi her zamanki gibi,
ben limon aromalı nane içerken gelen şiiri nasıl karşılayım bunca halsiz halimle?
Çakmak taşı gaza gelip alevlendirdi bir cıgaranın başını,
oysa ki bırakmıştı burnumda tütmeyi…
Genzim kaşınıyor bir mandanın akan burnunda,
tekerleği kırık bir döner koltukta,
bi koşu ölümün kardeşinden makas alıp gelirken gözlerim.

Mikail Yıldız

Misafir Yazar

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın