Giriş: Bir Borçlar Silsilesinde İkinci Durak ve Sevincin Ardındaki Rahmet

İsmet Özel külliyatı üzerine inşa edilen “İsmet Özel’e Borçlarım” yazı dizisinin bu ikinci halkası, şairin poetikasındaki en girift, en lirik ve bir o kadar da en travmatik imgelerinden birine; “Yağmur”a odaklanmaktadır. Dizinin “Mutsuz Şairin Sevinci” başlıklı birinci bölümünde, şairin rasyonel bir tercih ve varoluşsal bir sonuç olarak “sevinci” nasıl kaybettiği, bu kaybın Nuriye Akman’a verdiği mülakatın satır aralarında gizlenen “seçilmemişlik” ve “tercih edilmemişlik” travmasıyla nasıl ilintili olduğu incelenmişti. İlk bölümde, sevincin “ağdalanmış” bir nesneye dönüşmesi ve “Amentü” şiirinde görüldüğü üzere “her sevinç nöbetinde kusulacak” bir safraya evrilmesi, Özel’in dünyayla kurduğu “hınç” eksenli ilişkinin bir tezahürü olarak okunmuştu.

Ancak İsmet Özel şiirinde, sevincin bittiği veya kirlendiği yerde başlayan başka bir metafiziksel ve biyografik alan mevcuttur. Şairin “yağmur” imgesiyle kurduğu bağ, sadece doğa tasviri veya romantik bir melankoli düzleminde ele alınamaz. Bu inceleme, yağmurun Özel için rastlantısal bir doğa olayı değil, şairin varoluşsal kökenlerine, yani “anne” imgesine açılan bir kapı olduğu tezini savunmaktadır. Şairin “Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda” mısrası, bu tezin ontolojik merkezini oluşturur. Yağmur, şairin çocukluğunda açılan yaraların hem müsebbibi hem de o yaraları yıkayan yegâne sudur.

İsmet Özel’in 1960’lardan günümüze uzanan şiir serüveninde yağmurun geçirdiği anlamsal dönüşümler, anne figürüyle olan sembolik akrabalığı ve şairin “sevinçsiz” dünyasında yağmurun nasıl bir “can suyu” veya “karanlık sığınak” işlevi gördüğü detaylandırılacaktır. Özellikle “Bir Yusuf Masalı”ndaki “Sevinç Odası”nın annesi tarafından tertiplenmiş olması ve “Dost Yağmur” şiirindeki imanî vurgular , yağmurun şairin hayatındaki koruyucu ama sızılı anne kucağıyla olan özdeşliğini kanıtlar niteliktedir. Bu metin, şairin yağmura yüklediği anlam katmanlarını deşifre ederken, onun çocukluk anılarından, anne kaybına ve nihayetinde “Dost Yağmur” ile ulaştığı o dingin limana kadar olan yolculuğunu bütüncül bir perspektifle ele almaktadır.

Yağmurun Ontolojisi: “Yağmur Yalnız Yağarken Yağmurdur”

İsmet Özel’in “Of Not Being A Jew” şiirinde geçen “Yağmur yalnız yağarken yağmurdur / sen yalnız senken sensin” dizeleri, şairin bu imgeye yüklediği ontolojik ağırlığın anahtarıdır. Burada yağmur, statik bir varlık değil, bir “oluş” halidir. Bir şeyin kendi hakikatini gerçekleştirmesi için o eylemin içinde olması gerekir. Yağmurun hakikati yağmaktır; annenin hakikati ise evladının üzerine, bazen rahmet bazen de sızı olarak boca edilmektir. Şair, bu dizede varlığın özü ile eylemi arasındaki kopmaz bağı vurgularken, aslında anne figürünün de ancak evladıyla kurduğu o dinamik, besleyici ve bazen de boğucu ilişki içinde “anne” olabildiğine işaret eder.

Oluş ve Bozuluş Arasında Yağmur

Şair, yağmuru bir “yoldaş” olarak kabul edip edemeyeceğini sorgularken , aslında kendi varoluşunun akışkanlığı ile yağmurun dökülüşü arasında bir paralellik kurar. Yağmur, gökyüzü ile yeryüzü arasındaki o dikey kopuşun ve kavuşmanın adıdır. İsmet Özel için bu dikey ilişki, anneden kopuş ve dünyaya fırlatılmışlık sancısıyla eşdeğerdir. “Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana?” sorusu, şairin kendi kaderini, annesinin kaderinden veya onun açtığı yaralardan bağımsız görüp göremeyeceğine dair bir tereddüttür. Yağmurun yoldaşlığı, bir yanıyla rahmeti, diğer yanıyla ise kaçınılmaz bir dökülüşü, yani sonu temsil eder.

Yağmurun bu ontolojik karakteri, onun “geçici” ama “iz bırakıcı” doğasından kaynaklanır. Şairin ifadesiyle, “yağmur geçene kadar sığınır insan”. Ancak Özel şiirinde yağmur bittiğinde sığınak da ortadan kalkmaz; yağmurun açtığı yaralar, çocukluğun o karanlık mahzenlerinde kanamaya devam eder. Bu durum, yağmurun sadece bir meteorolojik olay değil, şairin “içsel iklimi” olduğunu gösterir. Yağmur, şairin hem kaçtığı hem de sığındığı, hem yaralandığı hem de iyileştiği o paradoksal alandır. Bu alan, annenin kucağıyla birebir örtüşmektedir: Hem her şeyden korunulan bir sığınak hem de bireyin kendi kimliğini inşa ederken yırtıp çıkmak zorunda olduğu bir kozadır.

Yağmurun Şiirsel Eylemi ve Zaman Algısı

İsmet Özel şiirinde zaman, doğrusal bir çizgiden ziyade, yağmur damlalarının toprağa vuruşu gibi ritmik ve dikey bir yapıdadır. “Yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa / o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir” dizesi , yağmurun dönüştürücü gücünü vurgular. Yağmur, şehri (veya ruhu) yıkamalı, eski halini yok etmeli ve yeni bir “vakit” başlatmalıdır. Eğer yağmur bu radikal dönüşümü gerçekleştiremiyorsa, o zaman şair için bir “hınç” nesnesine dönüşür. Bu noktada yağmurun anneyle ilişkisi daha da belirginleşir: Anne, çocuğu yıkayan, onu dünyadan arındıran ama aynı zamanda ona dünyanın kirini (veya kendi sızısını) bulaştıran kişidir.

Şairin zaman algısında yağmur, bir milattır. “Yağmurdan sonra” ifadesi, bir arınma veya bir yıkım sonrasını haber verir. Bu, şairin devrimci döneminden İslamî dönemine kadar değişmeyen bir izlektir. Yağmur, kurulu düzenin, “urgan satılan çarşıların” ve “kenevir kokan sokakların” üzerine inen bir ilahi müdahaledir. Eğer sokaklar ortadan kalkmıyorsa, yani değişim gerçekleşmiyorsa, yağmur görevini yapmamış demektir. Bu, annenin çocuk üzerindeki etkisinin yetersiz kalması veya çocuğun o “can suyu” ile yeşermemesi gibi trajik bir durumdur.

Yağmurun Ontolojik Boyutu Şiirsel Karşılığı Anlamsal Katman
Eylemlilik (Oluş) “Yağmur yalnız yağarken yağmurdur” Varlığın ancak fonksiyonel olduğunda anlam kazanması.
Dönüştürücülük “Yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyor” Yağmurun devrimci ve temizleyici bir güç olarak kurgulanması.
Sığınak Olma “Yağmur geçene kadar sığınır insan” Şiirin ve anne kucağıyla özdeşleşen marazi bir kaçış alanı.
Kader Birliği “Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana?” Şairin kendi trajedisini doğa ve kökenle özdeşleştirmesi.
Tarihsel Tanıklık “Bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmur” Yağmurun toplumsal travmalarla olan senkronizasyonu.

 

Çocukluk ve Kapanmayan Yaralar: Anne Figürünün Yağmurla Tecessümü

“Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü” şiirinde geçen “Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda” mısrası, şairin yağmur imgesini doğrudan “çocukluk” ve “travma” düzlemine çeker. Literatürde çocukluk, genellikle masumiyet ve oyunla özdeşleştirilse de, Özel’in şiirinde çocukluk “birikirse çocukluğum” denilen derelerde, kanda ve kuş ölümlerinde karşılık bulur. Bu mısra, yağmurun sadece dışsal bir temas değil, içsel bir yarılma olduğunu fısıldar.

Yağmurun Yaralayıcı Gücü ve Anne Sütü

Normal şartlarda yağmur, yaşam veren, toprağı canlandıran bir unsurdur. Ancak şairin “yaralayıcı yağmur” imgesi, bu doğal işleyişin tersine çevrilmesidir. Eğer yağmur “anne” ise, bu yaralar annenin çocuğuna bıraktığı kalıcı izlerdir. Bu izler bazen bir “sevinç odası” gibi korunaklı bir mekanda, bazen de “karanlık kapılarında yağmurun” çocuk yanaklarıyla boğuşurken ortaya çıkar. Annenin sevgisi, tıpkı yağmur gibi, bazen şifa bazen de boğucu bir kuşatma olabilir. Şairin çocukluk anılarında yağmurun “karanlık kapıları”, annenin ulaşılamayan veya ürkütücü olan yanlarını temsil ediyor olabilir.

Yağmurun çocuklarda yaralar açması, annenin çocuk üzerindeki mutlak otoritesinin ve ondan kopuşun imkansızlığının bir sembolüdür. Barış Bıçakçı’nın “bellek en zayıf yerden kopuyor” tespitiyle birleştiğinde, yağmurun vurduğu yerin tam da bu “zayıf kopuş noktası” olduğu anlaşılır. Çocuk, yağmura (anneye) maruz kaldığında, onun ıslaklığı ve soğukluğu kalıcı bir sızıya dönüşür. Nuriye Akman röportajında geçen “beni seçmeyen bütün kadınlara hınçlıyım” ifadesi , aslında ilk seçilmeme veya ilk kopuş travmasının (anne-çocuk ayrılığı) yetişkinlikteki bir yankısı olarak okunabilir. Şair, çocukluğunda yağmurla (anneyle) yaralanmış, yetişkinliğinde ise bu yarayı kadınlara duyduğu hınçla kanatmaya devam etmiştir.

Anne Olarak Yağmur: Koruyucu mu, Boğucu mu?

İsmet Özel’in annesi Sıdıka (Gülsum) Özel, şairin hayatında merkezi bir figürdür. Şairin “Waldo Sen Neden Burada Değilsin” adlı eserinde de belirttiği üzere, annesi onun için hayatın ilk ve en güçlü gerçeğidir. 1989 yılında annesini kaybetmesi, şairin dünyasında büyük bir boşluk açmıştır. Bu kaybın ardından yağmur imgesi, bir yas ve özlem nesnesine dönüşmüştür. Ancak annesinin sağlığında da yağmur, şairin üzerine titreyen ama onu dünyadaki fırtınalara karşı çıplak bırakan bir güçtür.

“Yağmurun karanlığını getiriyor geceye” mısrası , bu imgenin tekinsizliğini pekiştirir. Yağmur, rahmet olmaktan çıkıp, geceyi ve ölümü (kuşun ölümü) tetikleyen bir unsura dönüşür. Buradaki anne figürü, hem yaşam veren hem de ölümü (veya varoluşsal sızıyı) beraberinde getiren “Büyük Anne” arketipine yaklaşır. Kuşun ölümüyle yağmurun başlaması arasındaki ilişki, doğadaki yaşam döngüsünün sertliğini ve bu döngüde annenin hem doğuran hem de (metaforik olarak) öldüren rolünü hatırlatır.

Bir Yusuf Masalı’ndan Sevinç Odasına: Annenin İnşa Ettiği Mekan

İsmet Özel’in “Bir Yusuf Masalı” şiiri, şairin olgunluk döneminin ve İslamî düşünceyle harmanlanmış poetikasının zirvesidir. Bu masalda “anne” figürü, Yusuf’un (şairin projeksiyonu) hayatını şekillendiren gizli bir mimardır. “Sevinç Odası”, annenin evladına sunduğu, dünyadan yalıtılmış, steril ve “ümit” dolu bir alandır.

Sevinç Odası ve Dışarıdaki Yağmur

Annenin tertiplediği bu oda, dışarıdaki karanlığa ve kaosa karşı bir kalkandır. Ancak şairin tüm şiir serüveni, bu odadan kaçış ve dışarıdaki “yağmura” (gerçeğe, acıya, devrime, çatışmaya) teslim olma hikayesidir. Şiirde annenin şu çabası vurgulanır: “Al haneyi görmeliydiniz… Daha hüsnü Yusuf doğmadan / Orayı annesi / Bir sevinç odası olarak tertiplemişti… / Ümit ve sevinç / Temsil etsin istendi”. Anne, evladı için bir cennet tasavvuru kurmuştur. Ancak Yusuf doğduğunda, odanın dışındaki dünya (yağmur, kurtlar, kuyular) onu beklemektedir. Şairin annesine olan “borcu”, belki de bu sevinç odasını terk edip yağmurun altında “viran olabilme” cesaretini göstermiş olmasıdır. Yağmur, annenin kurduğu yapay cennetin yıkılmasıdır. “Yağmur yalnız yağarken yağmurdur” diyerek, şair bu odanın statikliğini reddeder ve dışarıdaki akışa dahil olur.

Sevinç Odasının Ontolojik İflası

Annenin inşa ettiği “Sevinç Odası”, şairin “Mutsuz Şairin Sevinci” yazısında ele alınan o “kaybolan sevinç” ile yakından ilişkilidir. Şair, annesinin kendisine sunduğu bu yapay sevince sığınmayı reddetmiş, onu bir “temsil” olarak görmüştür. Gerçek sevinç, dışarıdaki yağmurla, yani hayatın tüm çıplaklığı ve yaralayıcılığı ile yüzleşerek elde edilebilir. Bu nedenle “Sevinç Odası”, şair için bir hapishanedir. Annesine duyduğu saygı ve sevgi, onu bu odaya bağlasa da, şairin ruhu “yağmurun karanlık kapılarına” yüklenmektedir.

Yağmur, annenin kontrolü dışındaki o sarsıcı gerçektir ya da belki de annenin bizzat kendisidir; çocuğun üzerine titreyen ama onu dünyadaki fırtınalara karşı çıplak bırakan bir güç. Şairin “yağmurun ırmaklarını getiriyor geceye” mısrası, bu kaçınılmaz akışın, annenin kurduğu odayı su altında bırakacağını haber verir.

Kan, Kuş ve Yağmur: Erken Dönem Şiirlerinde Somatik Bağlantılar

İsmet Özel’in 1960’lı yıllarda yazdığı şiirlerde (özellikle “Erbain” döneminde), yağmur imgesi sıklıkla “kan” ve “kuş” imgeleriyle birlikte kullanılır. Bu üçlü yapı, şairin dünyayı sadece zihinsel değil, fiziksel (somatik) bir acı üzerinden algıladığının kanıtıdır. Yağmur, gökyüzünün kanamasıdır; kuş ise bu kanamanın ortasında can çekişen masumiyettir.

Kuşun Ölümü ve Yağmurun Irmakları

“Kuşun Ölümü” şiirinde, kuşun ölümü ile yağmurun başlaması arasında nedensel bir bağ kurulur: “kuş öldü kanadının altındaki o yara / yağmurun karanlığını getiriyor geceye”. Buradaki “yara”, yağmurun (annenin) bir sonucudur. Kuşun ölümü, masumiyetin veya çocukluğun bitişidir ve bu bitiş ancak yağmurun ırmaklarıyla (gözyaşı veya rahmet) anlamlandırılabilir. Kuş, damdan düşen sarışın bir çocuk gibidir; ölümü ise bir “yağmurdur açılan kuraklığa”.

Kuş, şairin ruhunu; yara, çocukluk travmalarını; yağmur ise bu süreci yöneten o devasa anne figürünü sembolize eder. Şairin “yırtık tüller halinde yağan yağmur” betimlemesi , yağmurun hem örtücü (koruyucu) hem de parçalanmış (yaralı) doğasını yansıtır. Annenin şefkati, yırtık bir tül gibi hem örter hem de açığı kapatmaya yetmez.

Kanın Akışkanlığı ve Yağmurun Tıpırtısı

“Yağmurun kapıları karanlık” şiirinde, yağmurun karanlık kapılarına yüklenilirken “elin aklığında dağılıveren kan”dan bahsedilir. Yağmur ve kan, ikisi de hayat sıvısıdır ancak Özel’in şiirinde bu sıvılar trajediyle kirlenmiştir. “Yağmurların gövdemden ağdığını duydum” mısrası , yağmurun artık şairin dışındaki bir olay değil, onun biyolojik bir parçası haline geldiğini gösterir. Yağmur, damarlarda dolaşan kan gibidir; şairin annesinden tevarüs ettiği o “sulu” ve “yaralı” mirastır.

“Kulaklarımız alışmıştı tıpırtısına yağmurun” mısrası, bu durumun bir kanıksanmışlık halini ifade eder. Polis olan baba ile tatil arasında uçuşan çocuk , yağmurun tıpırtısını (annenin varlığını) bir “sıkıntı rahatlığı” olarak yaşar. Bu, hüzünlü ama güvenli bir ev içi atmosferidir. Annenin varlığı, dışarıdaki polisin (babanın/otoritenin) sertliğine karşı bir yumuşaklık sunar, ancak bu yumuşaklık da kendi içinde bir “sıkıntı” barındırır.

İmge Sembolik Karşılık Şiirdeki Bağlam
Kuş Masumiyet / Ruh Damdan düşen ve ölümüyle yağmuru başlatan varlık.
Kan Canlılık / Acı Elin aklığında dağılan ve yağmurla yıkanan sıvı.
Yağmur Anne / Rahmet / Yara Karanlık kapıları olan, çocuklarda yara açan unsur.
Yara Travma / Hafıza Yağmurun (annenin) açtığı ve hiç kapanmayan iz.

Nuriye Akman Röportajı Ekseninde “Hınç” ve “Sığınak”

İsmet Özel’in Nuriye Akman’a verdiği röportaj, şairin sadece politik değil, derin psikolojik haritasını da çıkarır. Röportajdaki “hınç” vurgusu, şairin “sevinç” ve “yağmur” imgelerini anlamlandırmak için hayati önemdedir. Şairin kadınlara duyduğu hınç, aslında onun ilk ve en büyük kadın figürü olan annesiyle ve o figürün temsil ettiği “seçilmemişlik” duygusuyla ilintilidir.

“Sevdiğim Kızla Evlenemedim” ve Yağmura Kaçış

Şairin “sevdiğim kızla evlenemedim, hıncım onun gibilere” itirafı , onun kadınlarla ve dolayısıyla dünyayla kurduğu ilişkinin temelindeki “seçilmemişlik” yarasını ele verir. Bu yara, “kapanmaz yağmurun açtığı yaralar” mısrasındaki o ilk çocukluk yarasının üzerine binen ikinci bir darbedir. Şair, seçilmediği bu dünyada, sevinci “ineklere” bırakırken , kendini “yağmurun yoldaşı” olarak konumlandırır. Eğer dünya (ve kadınlar) onu reddediyorsa, şair de onların “güneşli” ve “mutlu” dünyasını reddederek kendi “karanlık yağmuruna” çekilir.

Yağmur, şair için hem bir “cezalandırma” aracıdır hem de bir “sığınak”. “Yağmur geçene kadar sığınır insan” derken , aslında şiirin kendisine ve o yağmurlu anne kucağına (geçici bir regresyon) sığındığını ima eder. Anne, şairin “seçilmediği” dünyadaki tek güvenli limandır; ancak bu liman da yağmurlu ve yaralayıcıdır. Şair, Nuriye Akman’a “insan tercih edilmek, seçilmek istiyor” derken, aslında annesinin onu sunduğu o “Sevinç Odası”nda bile tam olarak seçilmişlik hissini tadamadığını, dünyanın dışarıdaki yağmuruna mecbur kaldığını söyler.

Boğalar, İnekler ve Yağmur Altındaki Duruş

Özel’in “Mutluluk ineklere yakışır, boğalar mutlu değildir” analojisi , yağmur imgesiyle şöyle birleştirilebilir: İnekler güneşli tarlalarda saman beklerken, boğalar (ve şair) yağmurun ve fırtınanın altında “hırçın” bir şekilde bekler. Yağmur, boğalığın, yani seçkin ve acılı bir yalnızlığın sembolüdür. Şairin hıncı, yağmuru bir silah olarak kullanmasına neden olur: “Yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa…”. Bu, dünyayı kendi içsel fırtınasıyla yıkama arzusudur.

Şairin “Hıncım onun gibilere” dediği o hayalet kadın, aslında annesinin kendisine öğrettiği “sevinçli dünya” imgesini yıkan kişidir. Bu yıkım, şairi yağmura (gerçeğe/acıya) mahkum etmiştir. Ancak şair, bu mahkumiyeti bir üstünlüğe dönüştürür. Yağmurun altında ıslanmak, boğalara has bir vakardır; samanla mutlu olan “inekler” ise yağmurun asaletinden yoksundur.

Yağmurun Sosyopolitik ve Metafizik Tezahürleri

İsmet Özel şiirinde yağmur, sadece bireysel bir acı değil, toplumsal olayların ve metafiziksel kırılmaların da eşlikçisidir. Şair, tarihin önemli anlarını yağmur üzerinden kodlar ve bu anlarda yağmurun “anne” gibi kapsayıcı ama hüzünlü rolünü vurgular.

“Bir Hükümet Darbesinden Sonra Yağan Yağmur”

“Of Not Being A Jew” şiirinde geçen “Farkı nedir / bir cenaze kalkarken yağan yağmurun / bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmurdan” dizeleri , yağmurun tarihsel tanıklığını gösterir. Yağmur, insanın acısına (cenaze) veya hırsına (darbe) karşı kayıtsız mıdır, yoksa her iki durumda da aynı “hüzünlü örtüyü” mü sermektedir? Şair için yağmur, bu olayların “mekanik” bir sonucu değil, o anların “metafiziksel rengidir”.

Bu mısralar, yağmurun “anne” imgesiyle toplumsal düzeyde yeniden birleştiği yerdir. Anne, evladının ölümünde de (cenaze), evladının bir kavgaya girişip kaybetmesinde de (darbe/yenilgi) oradadır. Yağmur, Türkiye’nin o çalkantılı tarihindeki “sessiz ve ıslak anne” gibidir. Şair, haritasında “bir cenaze kalkarken yağan yağmuru” nirengi noktası olarak alır. Bu yağmur, tüm toplumsal kargaşayı yıkayan ama acıyı asla dindirmeyen o ebedi merhamettir.

Alkışlar ve Yağmurlar: Meleklerin Kanat Hışırtısı

“Hısımım Değil” şiirinde, yağmur ile “alkış” arasında şaşırtıcı bir benzerlik kurulur: “çoğu kez, yağmurları alkış, / alkışları yağmur olarak algılarız”. Her ikisi de coşkuyla gelir, her ikisi de bir “alan açmak” içindir. Ancak şair, bu gürültünün arasından “meleklerin kanat hışırtılarını” duymaya çalışır. Yağmurun tıpırtısı, ilahi bir buyruğun yeryüzüne inişidir. Şair, bu sesle “balçık” (insan) ile “nur” (melek) arasındaki o ince sınırı idrak eder.

Yağmur, insanın kibrini kıran, onu toprağa (aslına) yaklaştıran bir rahmettir. Bu rahmet, annenin evladına duyduğu karşılıksız ve ilahi aşka benzer. Alkışlar insanların dünyasına aittir ve gelip geçicidir; oysa yağmur (ve melekler) insanın en zayıf anında yanındadır. Şair, “yağmur ve alkış sırasında melekler insana sanki değecekmiş gibi yaklaşır” diyerek, bu anların kutsiyetini vurgular. Yağmur, gökyüzünün yeryüzüne şefkatle dokunmasıdır.

Şiirlerde Yağmurun Fenomenolojik Okuması: Metinlerarası Bir Analiz

İsmet Özel’in farklı şiirlerindeki yağmur imgelerini yan yana getirdiğimizde, şairin bu imgeyle kurduğu “mesafeli yakınlık” daha netleşir. Her bir şiir, yağmurun farklı bir yüzünü, ancak her zaman o “merkezi anne figürüne” çıkan bir damarı gösterir.

“Yaşamaktan Öte Özür Bulamayınca Aşka”

“Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü”nde yağmur, hayatın “meşru” yanının kalmadığı bir noktada belirir. Şair sorular sormuş, ayna kırmış, vahiy beklemiştir. Ve sonunda vardığı hakikat: “Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.” Bu dize, tüm o arayışın, tüm o isyanın kökenindeki “çocukluk travmasına” bir dönüştür. Şair ne kadar büyürse büyüsün, ne kadar isyan ederse etsin, yağmurun (annenin) açtığı o ilk yara hala tazedir. Bu yara, şairin dünyaya olan “borcunun” kaynağıdır. Yağmurun açtığı yara, şairin kalemini kanatan o ilk mürekkeptir.

“Muş’da Bir Güz İçin Prelüdler”

Askerlik döneminin izlerini taşıyan bu şiirde yağmur, şairin kimliğini silen bir unsurdur: “Bütün renklerimi siliyor dışardaki yağmur… artık beyaz bir yumruk gibi kaldım”. Yağmur, şairin üzerindeki sosyal sıfatları, ideolojik “kurnazlıkları” ve dışsal renkleri yıkayıp atar. Geriye kalan, “beyaz bir yumruk” gibi sert, saf ve yalın bir özdür. Bu temizlik, annenin çocuğunu yıkamasına benzer; onu topluma hazırlamak için değil, onu toplumdan (ve onun kirlerinden) arındırıp kendi yanına almak içindir. Yağmurun altında silinen renkler, şairin aslına, yani annesinin kucağındaki o isimsiz ve çıplak haline dönmesini sağlar.

“Üç Firenk Havası” ve Kozmik Çatışma

Şair, yağmuru sadece bir şefkat nesnesi değil, bir savaşçı olarak da kurgular: “Toprak ve yağmur savaşırlardı / anahtar ve kilit / birbirlerine girerdi ekmekle bulutlar”. Buradaki savaş, yaratılışın özündeki zıtlıktır. Yağmur (gökyüzü/anne), toprağa (yeryüzü/baba/gerçeklik) nüfuz etmeye çalışır. Bu çatışma, varlığın temelini oluşturur. Yağmurun toprakla savaşı, ruhun maddeyle, idealin gerçekle savaşıdır. Bu savaşın sonucunda “kan ve su” birbirine girer, nadirle zenit buluşur. Yağmur, bu kozmik düğümün çözüldüğü andır.

Şiir Yağmurun Karakteri Temel İzlek
Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Yaralayıcı ve Kalıcı Çocuklukta açılan kapanmaz yaralar.
Muş’da Bir Güz İçin Prelüdler Silici ve Arındırıcı Sosyal kimliğin silinip özün ortaya çıkması.
Üç Firenk Havası Savaşçı ve Dinamik Toprakla (maddeyle) girilen varoluşsal kavga.
Esenlik Bildirisi Yıkıcı ve Devrimci Şehrin (düzenin) ortadan kaldırılması.
Sebebi Telif Mahvedici ve Tutkulu Yaprakla (maşukla) kurulan ölümcül aşk.

“Sebebi Telif”: Yağmurun Mahvedici Aşkı

“Sebebi Telif” şiiri, yağmurun anne imgesiyle olan ilişkisini “aşk” ve “mahvoluş” düzleminde yeniden kurgular. Şair, hayatımızın başkalarının aşkıyla başladığını söyler ve buna şu örneği verir: “yaprakla yağmurun aşkı meselâ”. Bu aşk, bir tarafın (yağmurun) tamamen yok olduğu bir aşktır: “Yağmur mahvoluyor çarparak / kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında / yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur”.

Bu dizeler, annenin evladı için kendisini feda edişinin en çarpıcı şiirsel ifadesidir. Yağmur (anne), gökyüzünden dökülerek kendini yaprağın (çocuğun) üzerinde parçalar. Bu parçalanma sonucunda yağmur yok olur, ancak yaprak canlanır, dirimle irkilir. Annenin ölümü (veya kendini feda edişi), çocuğun hayata tutunmasını sağlar. Şair, bu mahvoluşa “imreniyoruz” derken, aslında annesinin kendisine sunduğu bu mutlak ve yıkıcı sevgiye duyduğu özlemi (veya o sevginin ağırlığını) dile getirmektedir. Yağmur, çarparak mahvolan o kutsal fedakarlıktır.

“Dost Yağmur”: İman ve Barışma Limanı

İsmet Özel’in geç dönem şiirlerinden olan “Dost Yağmur”, şairin yağmurla (ve dolayısıyla anne/kaynak ile) olan kavgasını bitirdiğini müjdeler. Şair artık yağmurun karanlık kapılarına yüklenmek yerine, onunla birleşmiştir: “Yağmur olup yağdım onunlaydım”. Buradaki “o”, hem ilahi bir sevgiliyi hem de şairin kökenlerini temsil eder. Yağmur, artık bir yara değil, bir “iman imbiğidir”.

Şair, “mücerreten sadece yalnızca bir tek / dümdüz sade yalın yalnız içte iman ancak / dost ola dost kala” diyerek yağmuru selamlar. Bu selam, annesinin mezarına dökülen bir su gibi serin ve barışçıldır. “Dost Yağmur”, şairin “seçilmemişlik” hıncından arınıp, Allah’ın ve annesinin şefkatine sığındığı andır. Yağmur, gökten “zilzurna iner gibi” iner ama bu iniş artık bir yıkım değil, bir “görklü gıcıktır”. Kapağı kaldırılan tencere devrilmez, hüzün yerini bir “içli tarafgirliğe” bırakır.

Sonuç: Yağmurun Altında Bir Ömür ve Anneye Ödenen Borç

İsmet Özel şiirinde “Yağmur” konusunu ele aldığımız bu derinlikli soruşturma, şairin imge dünyasında yağmurun rastgele bir dekor değil, varoluşsal bir nirengi noktası olduğunu ortaya koymuştur. Kullanıcının ileri sürdüğü “yağmur = anne” tezi, şairin biyografik verileri, şiirlerindeki somatik bağlantılar ve Nuriye Akman röportajındaki psikolojik itiraflar ışığında son derece güçlü bir zemine oturmaktadır.

  1. Yağmur, Çocukluğun İlk Yarasıdır: “Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda” dizesi, şairin anne-çocuk ilişkisindeki o ilk kopuşu ve bu kopuşun ömür boyu sürecek sızısını simgeler.
  2. Yağmur, Sevincin Bittiği Yerdeki Sığınaktır: Şairin “Mutsuz Şairin Sevinci” yazısında ele alınan o “kaybolan sevinç”, annenin kurduğu “Sevinç Odası”ndan kaçışla sonuçlanmıştır. Yağmur, bu kaçışın ardından sığınılan o tekinsiz ama otantik alandır.
  3. Yağmur, Mahvedici Bir Fedakarlıktır: “Sebebi Telif” şiirinde görüldüğü üzere, yağmur (anne), yaprak (çocuk) için kendini parçalayan ve ona hayat veren o mutlak sevgidir.
  4. Yağmur, Anneyle Barışma Aracıdır: “Dost Yağmur” şiirinde görüldüğü üzere, şair yaşlandıkça yağmurla (ve annesiyle) olan kavgasını bitirmiş, onu bir “can suyu” ve “iman imbikçisi” olarak kabul etmiştir.

İsmet Özel, Türk şiirinin en büyük “mutsuzu” ve belki de en “hınçlı” şairi olarak, bize yağmurun altında nasıl durulacağını öğretmiştir. Onun yağmuru, bizi ıslatıp hasta eden bir soğukluktan ziyade, bizi kendimize (ve annemize/kaynağımıza) döndüren sert bir rahmettir. Şairin annesi Sıdıka Hanım’a olan “borcu”, belki de o sevinç odasını terk edip yağmurun yaralarını şiire dönüştürmesidir. “İsmet Özel’e Borçlarım” serisinin bu ikinci adımı, şairin ıslak ve karanlık yanaklarında parlayan o hüzünlü yağmur damlalarının aslında annesinin parmak izleri olduğunu fısıldamaktadır.

Şair haklıdır; yağmur yalnız yağarken yağmurdur, şiir de yalnız bu yaralarla kanarken şiirdir.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın